Hayatın İçinden... Kahve Molası

 


Herkes İçin Geçerli Bir Reçete

Hiçbir şey için “benimdir” deme, sadece de ki;“yanımdadır”
Çünkü ne altın, ne toprak, ne sevgili, ne hayat, ne ölüm, ne huzur, ne de keder, daima seninle kalmaz.
Hayat insanın karşısına tahmin bile edemeyeceği sürprizler çıkarıyor. Olmaz, yapamam dediklerimizi yapıyoruz. Bu benim başıma gelmez dediklerimiz, başımıza geliyor
Büyük büyük söylediğimiz laflarımızı yutuyoruz. Hayat bizi yavaş yavaş törpülüyor
Sivriliklerimiz kalmıyor…
Bu güne kadar öğrenmek istediğimiz, yapmak istediğimiz her şeyi denedik ve yaptık.
Bana bunun bir kabiliyet olduğunu söylediler.
Hayır, denemeden hiçbir şeye yapamam demedik.
Bugüne kadar.... bu benim başıma gelmez demedik, hayret hayat bizi şaşırtmadı.
Affetmeyi öğrendik. Törpüyü ben kendimiz kullandık. Çok şükür kimse bizi törpülemedi
Çünkü yumuşak başlıyız. İnandıklarımızda inatçıyız. Vermek vermek vermek
Hep eksiliyoruz sandık, Ama şimdi, okuduklarımızla ne kadar güçlendiğimizi gördük.
Başkalarını kandıramayacağımızı, sadece kendimizi kandırdığımızı öğreniyoruz.
Kendimizle yüzleşiyoruz. Hatalarımızı keşfediyoruz. Bilinç tazeliyor, bilinç yeniliyoruz
Aynı kararda asla kalmıyoruz. Belki geç oluyor, ama sonuçta oluyor.
Yaralar sarılıyor. Sarılmayan yara kalmıyor. Kimilerinin izi kalsa da…
Başımıza gelen her ne ise, sevip terk edilmek de olsa, kavuşamamak da olsa, ayrılmak da olsa…
Hepsinin bizim için hayırlı olduğunu anlıyoruz.
Kaderimizi yazanın sadece bizim için “hayır” dilediğini biliyoruz. O’na güveniyoruz.
İşte o zaman hiç yanılmıyoruz. Mutsuz da olmuyoruz…
Başımıza gelen her ne ise. Vaki olan her ne ise.
İnandık, iman ettik. Huzuru bulduk sonunda.
Her yeni gün yepyeni şeyler getiriyor. Her yeni günde sonlar yaşanırken, ilkler de yaşanıyor.
Bitişler yaşanırken, başlangıçlar da yaşanıyor. Her yeni gün yeni hasatlar yapılırken.
Yeni tohumlar da ekiliyor.
Tıpkı ölümle doğum gibi…
 Aşık olduğumuzu zannettiklerimize, gerçekten aşık olmadığımızı.
Dostlukların aşk kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Olmazlar için döktüğümüz gözyaşlarına üzülüyoruz. Vaktiyle kızdığımız şeylere gülüyoruz.
“Boş yere kızmışım hiç değmezmiş” diyoruz.
Nefretler yok oluyor, İlk evvela kendimizle barışıyoruz.
Kendi ile barışık olanın, dünya ile barışık olduğunu öğreniyoruz.
Taşkınlıklar duruluyor, duruluyoruz. Hayatın sürprizleri hiç bitmiyor.
Harika bir duygu kapımızı çalıyor. Gönlümüze buyur ediyoruz.
Her şey bitti dediğimiz anda yepyeni kapılar açılıyor. Yepyeni insanlarla tanışılıyor.
Yepyeni fırsatlar karşımıza çıkıyor. Her gelen gün yepyeni bir gün
Bir öncekine hiç benzemiyor, ve biz artık bunu biliyoruz.

 

KISSADAN HİSSE

Hiç Kimse Kendisini Vazgeçilmez Sanmasın

Bir gün bir doktora, gerginlik ve tedirginlikten şikayetçi olan bir hasta gelmiş.
Yapması gereken çok işinin bulunduğunu;
Fakat kendisinin rahatsız,
İşlerin ise  beklemeye tahammülü olmadığını söylemiş.
Doktor: Bu işleri başka biri yapamaz mı?
Ya da bir başkası size yardımcı olamaz mı? diye sormuş.
Adam, onları yalnız ben yapabilirim;
Bütün işler bana bakıyor! diye cevap vermiş.
 Doktor, Sana bir reçete vereceğim.
Bu Reçeteyi aynen tatbik etmen gerekiyor!
Diyerek,   yazıp eline vermiş.
Adam reçeteyi eline alıp baktığında, hayretler içinde kalmış.
Reçetede,  her gün en az iki saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve her  haftanın yarım gününü bir mezarlıkta geçireceksin yazıyormuş.
Hasta adam; Yürüyüşü anladık ama;
Neden Mezarlık? diye sormuş.
Doktor: Oraya gidip Mezar taşlarına bakmanı istiyorum. Mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez sanan İnsanlarla doludur. Sen de onlar gibi ölüp mezarlığa gömülünce, kendinden başkasının yapmasına imkan olmadığını zannettiğin işlerin, başkaları tarafından da yapılmaya devam ettiğini göreceksin, demiş.
Evet, bulundukları noktada kendilerini vazgeçilmez gören;
Halbuki orada, problem çözmek yerine, problemin bir Parçası olduğunun, farkına varmayan insanlar için de, Doktorun Reçetesi geçerli değil mi?
Aslında, kendini bu Hasta adam gibi gördüğü sürece.
 

NÜKTELER


Bir İnsanı Tanıma Yolları Nelerdir?
'Bir adam Hz. Ömer (r.a.)'in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer ibnü'l-Hattâb hazretleri ona, 
 ' Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi.
  Orada bulunanlardan birisi,
  ' Ben onu tanıyorum, deyince Hz. ömer,
  ' Nasıl bilirsin? diye sordu. O da,
 ' Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi.
 Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu:
 ' Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur?
 ' Hayır, diye cevap verdi adam.
Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti: 
 ' İnsanın takvasını ortaya koyan, muamelesidir. Bu adam, alış-veriş yaptığın bir kimse midir?
 Adam tekrar,
 ' Hayır, dedi.
  Hz. Ömer (r.a.) bu defa; 
 ' Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu.
 Adam bu soruya da,
 ' Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.),
 ' Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek,
 ' Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu.'
    Demek ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin. Aksi takdirde, yani bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, müspet veya menfi yönde şahadette bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu tanımıyorsun.


SEVGİ


Mutlu Olmak İçin
Hayattaki yaşama amacımız ne?
-Malumunuz herkesin emin olduğu ve çoğunlukla verilecek cevap tabi ki de "mutlu olmak" içindir. Peki iyi hoşta doğduğumuz andan itibaren bize bu neden hiç anlatılmaz? 
Evde ve ya okulda nedense bundan hiç bahsedilmez nedense? Bize okulda yaklaşık yirmi yıl boyunca binlerce gerekli ve ya gereksiz bilgiler öğretildi,ezberletildi duruldu.Çünkü bilgilerle dolu olmak gerekiyordu,okumuş olmak kültürlü ve bilgili olmak için olmazsa olmazdı. Peki ya bu bilgiler bizi bilge yapacak mıydı? Cevap yok.
Çocukken en çok sorulan sorulardan biri büyüyünce ne olacaksın? Hiç kimse kalkıp da John  Lennon gibi mutlu olacağım demiyor, çünkü bizde her zaman bir yarış olayı vardır. Sen her daim komşunun oğlundan yada kızından bir adım önde olmalısın her kulvarda, çünkü beygirim ya ben. Onlardan daha fazla para, ün, şan, şöhret istemiyorum belki ben? yada çobanlık yapmak istiyorum belki çobanlık benim hayatımın keyifli geçmesi için gayet güzel bir yol olamaz mı yani? Ve ben bunu kalkıp çevremdekilere söylesem benim kafama bir şey falan düştü zannederler. Asıl konuya gelecek olursak nasıl mutlu olacağız biz.
Öncelikle bildiğim şu kesin bir şey mutluluk bir şeylere sahip olunduğunda elde edilebilecek bir şey kesinlikle değil. Bir ev, araba, elbise, saat yada telefon gibi bir şeyi satın aldığınız da, buna sahip olduğunuzda bu şeyler kesinlikle sizi mutlu etmez. Yok hayır beni etti diyenler bu sözüm size, o sahip olmayı çok istediğiniz ve ona sahip olduğunuzda mutlu olacağınızı düşündüğünüz şey ile baş başa bir ada da kalsanız o sizi ne kadar mutlu edebilecek bir düşünün bakalım. Bir miktar para seni mutlu edecek sanıyorsan yanılıyorsun çünkü o miktar sahibi olduğunda sana yine yetmeyecektir emin olabilirsin, bu örnek ev daha çok ev,araba daha iyi bi araba şeklinde çoğaltılabilir.
Mutluluk asla bir varış noktası değildir.
Dünya gayreti sonucu geldiğin maddi noktayla mutlu oluyorsan bir uyarım var o nokta seni asla kesmeyecektir ve bu haz seni yine dürtükleyecektir. Yani hep daha fazlasını isteyeceksin bunu yapma. Eşyalarının tümü sende şu anda emanet ve nefesin durduğunda hepsini başkaları kullanacak yani sen kiracısın dostum bu hayatta.
Peki sonuç: Bunları yapmayalım da biz nasıl mutlu olsak ki?
Aldığın her nefes kardır önce bunu unutma. Bu dünyadan ne vazgeçilmezler geldi geçti. Ne güçlü ne zengin ne sultanlar öldü gitti sen hala yaşıyorsun ve ne kadar şanslı olduğunun farkında değilsin.
Dostluklar kurmalısın sağlam, samimi içten arkadaşların olmalı. Hayatının akıp gidişini beraber izlediğin ve keyif aldığın insanlar.
Son nefesini vereceğin dakika bir sayaç gibi saniyelerini sayarken ve sen sona ne kadar yaklaştığını bilmiyorsan eğer, her anının kıymetini bilmelisin ve zindan etmemelisin kendine hayatı. Kaderine yön verirken şunu asla unutmamalısın: Kader önüne ne getiriyorsa onu sakinlikle ve sevgiyle kucakla.
Çok paran varsa bir çok kişinin hayatlarına dokun iyiliklerinle (maddi ve ya  manevi). Ve işte senin paran bu sayede ölümsüz oldu..
Bedenimizin gereksinimleri o kadar az ki; bedenimizden acıyı uzak tutalım, kendimize yeni zevkler bulalım yeter. Doğamız bundan başka bir şey istemez. İnsanlar dostlarıyla birlikte bir dere kenarında, çimenlerin üstünde, koca bir ağacın gölgesi altında oturup neredeyse hiç para harcamadan hoş vakit geçirip rahatlayabilirler.
Yani kısacası şu ki mal mülk mutlu etmiyor insanı, yaratanına  aldığın bir nefes işin şükredebilirsek mutlu oluruz.

Yorumlar