Kayaların Parçalanmasındaki Hikmet


Toros veya Alplerin eteklerinde gezerken, zirveden aşağı doğru yuvarlanan büyük bir kayayı gördüğünüzde ne düşünürsünüz? Aklınıza muhtemelen, yuvarlanan bu kayanın yeryüzündeki bitki örtüsü ve canlılar için hayatî önemi değil, tahrip gücüyle ilgili düşünceler gelir.

Yerküre, birbirine bağlı büyük kayaç kitlelerinden oluşur. Bunu, ancak yeryüzündeki tektonik hareketlerin neticesinde meydana gelen dağ oluşumu sırasında idrak edebiliriz. Dünyamızı teşkil eden kayaçlar; demir, nikel, magnezyum, çinko ve kalsiyum gibi değişik mineral ve elementleri ihtiva eder. Zikredilen maddeler, aynı zamanda yerkabuğunu oluşturan üç temel kayacın (magmatik, tortul ve metamorfoz) da hammaddesidir. Bu kayaçların oluşum ve değişim süreçleri, hâlen devam etmektedir. Kayaçların değişiminde ufalanma mekanizması, anahtar rol üstlenir.

Kayaçların ufalanması
Ufalanma1 mekanizması, genelde coğrafî literatürde mekanik ve kimyevî olarak ayırt edilir. Bu iki mekanizma, aslında birbirine paralel cereyan eder ve birbirini güçlendirir. Çay ve şeker misâliyle bu iki mekanizmayı biraz daha anlaşılır hâle getirebiliriz. Bir küp şekeri elimizde ezersek, bu şeker toz hâlini alır, başka bir deyişle ufalanır. Mekanik ufalanma da buna benzer şekilde cereyan eder. Bir kaya parçası da yuvarlanırken büyük ve küçük parçalara ayrılır. Büyük veya küçük kayalarda oluşan yarıklara giren yağmur suları, havaların soğumasıyla buz hâline gelerek, kayalarda çatlakların oluşmasına sebep olur. Ayrıca havaların ısınmasıyla, eriyen buzların çatlak ve boşlukları zamanla büyütmesi neticesinde daha fazla yarık oluşur. Yüksek dağlarda bu mekanizma, daha belirgindir. Çünkü her 100 metrede bir hava sıcaklığı 0,5 0C düşer.

Kayalardaki çatlakların büyümesinde tesirli diğer bir madde de tuzdur. Tuz bilhassa kurak yerlerde ve deniz kıyılarındaki kayalıklarda tesirli olur. Hava sıcaklığından dolayı, çatlakların içinde bulunan tuzlu su buharlaşır, geriye tuz kristalleri kalır. Bunun sürekli tekrarlamasıyla tuz kristalleri gittikçe büyür ve kaya parçacıklarını kopartır. Ayrıca büyümekte olan bitkilerin kökleri de, taşları ve kayaçları zayıflatabilmektedir.

Küçük çapta cereyan eden mekanik ufalanma, büyük çaptaki erozyonla da bağlantılıdır. Erozyonla ufalanmış büyük kaya kitleleri su, rüzgâr ve buz yoluyla başka yerlere taşınabilir. Taşınma esnasında yerde, dağda, yamaçta kayaların çarpışmasıyla ve sürünmesiyle, büyük ve küçük kaya yarıkları oluşabilir. Böylelikle değişik mekanizmalarla oluşan çatlak ve yarıklar, kimyevî ufalanma için daha geniş bir alan açar. Kimyevî ufalanma sayesinde canlıların ve bilhassa suyun tesiriyle kayaçların mineral özellikleri değişime uğrar ve çözülür. Kimyevî ufalanmanın ana sürecini çözülme, oksitleme ve hidroliz oluşturduğu için, iyi bir çözücü olan suyun fonksiyonu çok önemlidir. Kimyevî ufalanma, çayın içindeki şekerin mekanik şekilde bir kaşık ile karıştırılarak sıcak suyun tesiriyle erimesi gibidir. Mekanik olarak ufalanmış toz şeker, küp şekerden daha hızlı erir. Mekanik olarak ufalanmış kayaçlar da, çaydaki toz şeker gibi daha kolay şekilde işleme tâbi olur. Ancak büyük bir kayanın ufalanması, küp şekere kıyasla daha uzun bir zaman diliminde cereyan eder.

Suyun içine az miktarda -meselâ çürümekte olan canlılardan veya bitkilerden gelen- asit katıldığında, suyun çözme gücü artar ve kalsiyum-karbonat gibi çözülmesi zor olan bazı mineraller daha kolay çözülür. Su aynı zamanda oksitlemeyi ve bunun ön şartı olan hidrolizi ve minerallerin değişime uğramasını sağlar.

Dünya yaratıldığından beri yeryüzündeki taşlar, sürekli bu mekanik ve kimyevî ufalanma mekanizmasının tesiri altındadır ve bu işlem, sebepler plânında, kıyamete kadar da devam edecektir. Bu iki ufalanma mekanizması birbirini güçlendirdiği gibi, zaman zaman da ayrı cereyan eder. Kayaların tâbi olduğu ufalanma işlemi, hava, sıcaklık ve canlıların tesiriyle mineral özelliklerini kimyevî ve fizikî değişime uğratır. Böylelikle kayaları oluşturan değişik mineraller rahatlıkla çözülebilir.

Soğuk ve cansız gördüğümüz kayalar, aslında bütün canlıların beslendiği zeminin ana kaynağıdır. Bu mükemmel ufalanma mekanizması olmasaydı, sebepler plânında canlılar için büyük öneme sahip toprak oluşmazdı. Zîrâ ufalanan kayaçlar, toprağın hammaddesini teşkil eder. Kayaçlardan toprağa geçen kalsiyum, magnezyum gibi mineralleri bitkiler, kökleri vasıtasıyla ihtiyacı olduğu kadar alır. Kayaçları oluşturan mineraller, kayaçlardan toprağa, topraktan bitkilere, bitkilerden hayvanlara geçmektedir; bitki ve hayvanlardan da insanların istifadesine sunulmaktadır.

Kayaçlarla insan bedeni arasındaki benzerlikler dikkat çeker. Meselâ kireç taşında ve toprakta bulunan kalsiyum gibi birçok mineral, insan bedeninde de bulunur. Kalsiyum, insanın ve diğer omurgalıların kemik ve dişlerinin temel maddesidir. Ayrıca kayaçlarda bulunan kobalt, kandaki alyuvarların artmasında, hücre bölünmesinde rol alır ve sinir sisteminde mühim rol oynayan B12 vitamininin yapısında yer alır.

Netice olarak, dünyanın yaratılışından günümüze kadar süregelen ufalanma mekanizması, ilk bakışta önemli bir hâdise gibi görünmeyebilir. Ancak bu, sebepler plânında dünyadaki hayatın temelini oluşturmaktadır. Dağ ve taşları oluşturan mineraller, Allah'ın lütfüyle ufalanarak hem insanların hem de bütün canlıların istifadesine sunulur. Bu, düşünen insanlar için, Rahman isminin apaçık bir tecellisi değil midir?

Dipnot
1. Almanca coğrafya litaretüründe kayaçların ufalanması işleminde "verwitterung" kavramı kullanılır. İngilizcede weathering olarak geçer. Verwitterung kavramı Türkçede kayaçların mekanik ve kimyevî olarak aşınması, dağılması ve bozulmasını ihtiva eder. Türkçede verwitterung yerine erozyon kavramı daha yaygındır. Ama erozyon aslında ufalanmış kayaçların rüzgâr, su ve buz yoluyla büyük kitleler hâlinde taşınması mânâsına gelir. Bu yazıda ufalanma, verwitterung/weathering mânâsında kullanılmaktadır.

Kaynaklar
- Edward j. Tarbuck/Frederick Lutgens: Allgemeine Geologie. München 2009
- H.Gebhardt etc. (Hrsg.): Geographie. Physische Geographie und Humangeographie. München 2007

 

Yorumlar